27 Ağustos 2009 Perşembe

NIETZSCHE / BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT'DEN SEÇMELER

EY BÜYÜK YILDIZ! AYDINLATTIKLARIN OLMASAYDI, NİCE OLURDU SENİN MUTLULUĞUN!

KİŞİ SALT BİR ÖĞRENCİ OLARAK KALIRSA, ÖĞRETMENİNE BORCUNU ÖDEMEMİŞ SAYILIR.

VE SÖNEN BİR YILDIZ GİBİDİR ERDEMİNİZİN HER ESERİ, IŞIĞI HEP YOLDADIR. YILDIZ UNUTULSA, YOK OLSA BİLE IŞIK DEMETİ YAŞAR VE SONSUZA KADAR YOL ALIR.
BİRÇOK ŞEYİ YARIM YAMALAK BİLMEKTENSE, HİÇ BİLMEMEK DAHA İYİDİR. BAŞKALARININ DÜŞÜNCELERİYLE BİLGELİK ETMEKTENSE KENDİ HESABINA DELİLİK ETMEK DAHA İYİDİR.
DAĞLARDA EN KISA YOL DORUKTAN DORUĞADIR, AMA UZUN BACAKLAR OLMALI BUNUN İÇİN. ÖZDEYİŞLER DORUKLAR OLMALI; SÖZ SÖYLENEN KİŞİLER DE BOYLU POSLU OLMALI.
YUKARILARA MI ÇIKMAK İSTİYORSUN? KENDİ BACAKLARINI KULLANMALISIN BUNUN İÇİN. KENDİNİZİ TAŞITMAYASINIZ. “ATA MI BİNDİN? AMA TOPAL AYAĞIN DA ATIN ÜSTÜNDE.”
GÜNÜN BİRİNDE UÇMAK İSTEYEN, ÖNCE DOĞRULMAYI VE YÜRÜMEYİ VE KOŞMAYI VE TIRMANMAYI VE HORA TEPMEYİ ÖĞRENMELİDİR. UÇMAYA UÇMAKLA BAŞLAYAMAZ KİŞİ.

NE DENLİ YÜKSEĞE ÇIKMAK İSTERSE, O DENLİ YAMAN KÖK SALAR İNSAN YERE, DERİNLİĞE VEEEEE,... KÖTÜLÜĞE....
YÜKSELMEK İSTERSİN. ONLARIN ÜSTÜNE VE ÖTESİNE GEÇERSİN. AMA SEN YÜKSELDİKÇE KISKANÇLIĞIN GÖZÜ DAHA KÜÇÜK GÖRÜR SENİ. FAKAT UÇANDAN NEFRET EDİLİR EN ÇOK. ONLAR HAKSIZLIK VE ÇAMUR ATARLAR SİZE. AMA ÖYLEDİR DİYE KARDEŞİM, YILDIZ OLMAK İSTERSEN, DAHA AZ IŞIK SAÇMAMALISIN ONLARA.
MUTLULUK İÇİN; NE KADAR AZ ŞEY GEREKLİ MUTLULUK İÇİN. AZDAN DOĞAR EN İYİ MUTLULUK.
EN KİNCİ KİŞİLER OLDUKLARINI GÖRDÜM UYUŞMAYAN ÇİFTLERİN. ARTIK YALNIZ YAŞAMALARINI BÜTÜN DÜNYAYA ÖDETMEK İSTİYORLARDI.
İNSANLAR ARASINDA SUSUZLUKTAN ÖLMEK İSTEMEYEN, BÜTÜN BARDAKLARDAN İÇMEYİ ÖĞRENMELİDİR. İNSANLAR ARASINDA TEMİZ KALMAK İSTEYEN, KİRLİ SUDA YIKANMAYI DAHİ BİLMELİDİR.
NİCE BİLGELER KENDİ ZİNCİRLERİNİ ÇÖZEMEZLER DE DOSTLARININ KURTARICISI OLURLAR.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

NECiP FAZIL ' DAN

Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz. Domatesci, biberci bağırır da, kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. İnsan bağırırken hiç düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir. Popcular, folkcular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor. Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor. İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

EVLİLİK YILDÖNÜMÜ UNUTMA GEYİKLERİ

'Bilerek unutmuş gibi yaptım Türkan'cığım. Sanki evlilik yıldönümümüz denince 1 yıl daha geçmiş, sen 1 yaş daha yaşlanmışsın, ben de senin yaşını yüzüne vuruyormuşum gibi geliyor da, o bakımdan yani!'

'Yahu Handan, tam sana en pahalısından bir hediye alıyodum, bir an düşündüm; evlilik yıldönümü, sevgililer günü, anneler günü... Bunlar hep tüketim ekonomisinin dayattığı harcama tuzakları değil mi? Ve dedim ki kendi kendime, benim Handan'ım bu tuzaklara düşmemi istemez. Düştüğümü görürse de beni eskisi kadar sevmez. Yanılmıyorum değil mi hayatım?!'

'Heyyooo... Kazandım işte kazandım! Bizim Salih'le iddiaya girmiştik, takım elbisesine! Ben evlilik yıldönümünü unutmuş gibi yapıcam, benim hatun da bana acayip bozuk atacak dedim... Salih, 'Yenge öyle şey yapmaz' dedi. İddiayı ben kazandım. Aslan karım benim!'

'Hiç unutur muyum Merve ya?! Unutmadım tabii. Sadece seni görünce aklım başımdan gitti. Adımı unutmadığıma dua et. Yalanım varsa Tuncay demesinler. Yoksa Ekrem miydi?'

'Evlilik yıldönümümüzü mahsus unuttum. Bir sor 'niye' diye. Çünkü bu evlilikten çok sıkılmışım da yılları sayıyormuşum gibi hissettim birden ve çok saçma buldum bu adeti. Yemek yerken biri lokmalarımı sayıyormuş gibi yahu. Çok saçma değil mi sence de?!'

'Evlilik yıldönümü aslında yanlış kutlanıyormuş. Daha doğrusu aslında kutlamamak gerekiyormuş. Eğer kutlarsan 'oh be bu yılı da bi şekilde kazasız bitirdik. Nasıl dayanıyorum ben bu adama veya kadına valla pes' anlamına geliyormuş. Hani zor bi şeyi başarınca kutlar ya insan. Onun gibi...'

'Ya biliyorsun, Portekizli bir bilim adamı yılların aslında 1 saniye uzun olduğunu keşfetti. Bu hesaba göre milyonlarca yıldır bu böyleyse, ekle o 1 saniyeleri uç uca... Ben hesapladım. Evlilik yıldönümümüz tam 6 ay sonra...'

'Hani o gün nikah masasında ayağına biraz sert basmıştım da, iki hafta alçıyla gezmiştin ya... İşte o acıyı sana tekrar hatırlatmamayım dedim bebeğim. Fena mı ettim?! Ben seni üzmek ister miyim hiç?!'

'Sen kimsin? Adın ne? Ne arıyorsun bu evde? Ben kimim? Niye buradayım? Ne evlilik yıldönümü? Ben evli miyim ki? Hatırlamıyorum. Annnneeee. Aaahhh Başım. Hatırlıyorum. Evet. Başıma tuğla düşüyor, çok canım acıyor... Sana aldığım hediyenin paketini elimden düşürüyorum. O ne? Bir köpek. Bir sokak köpeği kapıp kaçıyor paketi!! Hayıııırr!!'

'Valla benden uzun yaşayacaksın. Ben de tam evlilik yıldönümünü kutlayacaktım şimdi!'

'Bu gece evlilik yıldönümümüz mü? Ya bak, aşkım görüyor musun o kadar da parmağıma ip bağladım unutmayayım diye. Hatta bak ip burada. Eee ip nerede peki? Haydaaaa. Onu da bağlamayı unutmuşum iyi mi?! Ne olacak bu benim unutkanlığım Şinasi?'

29 Temmuz 2009 Çarşamba

AŞK ŞİİRLERİ

Günün birinde ben aşık oldum. Şiir yazmak istedim sevdiğime, öyle bir şiir olmalıydı ki eşi benzeri olmasın. Hiç kimsenin şiirine benzemezin istedim. Dedim ki kendi kendime, ona olan ihtiyacımı anlatayım ilkin:
“Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum” demiş Atilla İlhan. Bunun üstüne başka ne yazılır ki?.
Dedim ki, o zaman aşkı tanımlayayım önce, oysa tarifi çoktan yapıvermiş Ataol Behramoğlu:
“Ölümdür yaşanan tek başına, aşk iki kişiliktir” diyerek.
Madem aşkı anlatmışlar, kara sevdayı anlatayım ben de o zaman dedim,
“Ve nihayet gelip çattı, Bir dilimi zehir zıkkım, Bir dilimi candan tatlı” diye anlatmış kara sevdayı Bedri rahmi Eyüboğlu. Sustum, başka ne denirdi ki?.
Bari onu ne kadar sevdiğimi anlatayım şiirimde dedim,
“Seni, öyle uzun seviyorum ki seni, ya yaradılışta doğmuşum, ya ölümsüzün biriyim ben” diyerek sevmiş Fazıl Hüsnü Dağlarca, bilemedim daha fazla nasıl sevilir ki?.
Beni anlatayım öyleyse ve bendeki seni dedim,
“Ben bende değil, sende de hem sen hem ben, Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, Bir öyle garip hale bugün geldim ki, sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim” diye yazmış Mevlana, iyiden iyiye karıştırdım sen kimsin? Ben kimim?.

Nerden tutuldum ben bu aşka? Oof of !… Tıpkı Orhan Veli gibi “Beni bu güzel havalar mahvetti” Bir de şöyle demiş ya üstat hani, üstüne hangi laf gele?
“Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu, bu derde düşmeden önce.”
Bari sevdiğimin ismine yazayım şiirimi derken,
“Ne yere ne göğe ismini yazdım, senin ismini aşkım, kalbime yazdım” diyerek Özdemir Asaf aldı kalemimi elimden.
En güzel şiirler yârin gözlerine yazılır dedim ama benden önce davranmış zaten,
“Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?” diyerek Ümit Yaşar Oğuzcan.
Bari bir veda şiiri yazayım ona dedim. Yusuf Hayaloğlu çıktı karanlıklardan,
“Vakit tamam seni terk ediyorum, o bütün alışkanlıklardan ve bütün sıradanlıklardan öteye, yorumsuz bir hayatı seçiyorum” diyerek yaptı son vedasını dünyaya.
Elveda usta, “avutulmuş çocuklar çoktan sustu” buralarda,
“Bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış” ama ziyanı yok,
Sen gittiğin yerde bizden selam söyle Ahmet Kaya’ya. Yazılmamış bir şey bırakmamış olsalar da bana, vazgeçmeyeceğim cancağızım,
Hani “sana söylemek istediğim en güzel söz, henüz söylememiş olduğum sözdür” demiş ya Nazım…
Rumuz: Galeni

22 Temmuz 2009 Çarşamba

NEDİR YAHU BU AŞK ?

Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye, kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa... Bu aşk değil HOŞLANMAK'tır.
Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız.. Bu aşk değil ARZULAMAK'tır.
Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız.... Bu aşk değil YALNIZLIK'tır.
Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız... Bu aşk değil SADAKAT’tir.
Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız... Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK'tir.
Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız... Bu aşk değil ACIMAK'tır.
Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız.. Bu aşk değil ARKADAŞLIK'tır.
Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız.. Bu aşk değil KOCA BİR YALAN'dır.
Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız... Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK'tir.
O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa... İşte bu AŞK'tır.
Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız.. İşte bu AŞK'tır.
O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız.. İşte bu AŞK'tır.
Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsanız.. İşte bu AŞK'tır.

7 Haziran 2009 Pazar

BABA OLABİLMİŞ TÜM BABALARA İTHAF OLUNUR

Can Yücel, 'Ben hayatta en çok babamı sevdim' der… Baba… Güvenin diğer adı. Baba asla yıkılmayacak koca bir çınar. Korunaklı bir yuvanın bekçisi… Tüm kapılar kapalıyken sığınılan limanın ev sahibi. Baba, ne çok anlam saklı bu iki hecede. O bizim hayattaki süper kahramanımız değil miydi? Tüm kötülüklerden korurdu zaten 'benim babam senin babanı döver' le biterdi tüm tartışmalarımız. Yorgun dönüşünü beklerdik merakla pencere kenarında. Ve dizlerimizdeki yaraları görmesin, annelerin şikâyetlerini duymasın diye dualar ederdik. Hayat akıp giderken her zaman yanımızda olan kuvvettir baba… Gözleriyle konuşan sevgisini içine saklayan bir güçtür baba… Kimi zaman anlaşılmayan, çok sık tartışılan, ama en çok özlenendir baba… Yoktur baba sevgisi gibi, baba gibi güçlüsü. Her ne kadar uzasa da boylarımız, biz hala onların ellerine muhtacız.

6 Nisan 2009 Pazartesi

TAHTA PERDEDEKİ ÇİVİLER

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
“Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.
Genç, birinci günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi sök demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona
“Aferin iyi davrandın, ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak” demiş.
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara yani delik bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak ve hiç kapanmayacak. Dost ve arkadaşlarımızın tahtalarında mümkün olduğunca az çivi izi bırakmamız dileğiyle…

29 Mart 2009 Pazar

DEĞNEKTEN AT

İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle, 'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der. Baba; 'Ben de yorgunum oğlum’ der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir ya da bir çocuğun tebessümü olabilir.'
“Değnekten atınız hiç eksik olmasın.”

12 Mart 2009 Perşembe

SENİNLE OLMANIN EN GÜZEL YANI - CAN YÜCEL

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana. Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek. Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak. Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi. Isırmazdım dilimin ucunu. Özlemezdim seni yanımdayken. Kıskanmazdım. Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda. Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım. Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize. Ve her kulaçta haykırırdım seni. Ama sen hiç benimle olmadın ki. YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ, YA YÜREĞİN...